Milliyet
Taha Akyol
4 Temmuz 2009
Ordu, CHP, AKP
CHP lideri Deniz Baykal, çeyrek asır önceki 12 Eylül’ün yargılanmasını istedi. Yaşı 90’a dayanmış Evren’den başka, hukuken sorumlu tutulabilecek kaç kişi hayattadır dersiniz! Baykal demokrasi için mi, yoksa hükümetle ordu arasına bir gerilim daha sokmak için mi bunu istiyor?
Son dört güne bakalım: Gergin geçeceği beklenen MGK toplantısı devam ederken Baykal diyor ki:
“Bakarsınız bir iki saate kadar Cumhurbaşkanı Gül de bu yasayı iptal eder!”
Yani, MGK’da askerler bastıracak, Gül de ‘gece yarısı yasası’nı hemen veto edecek!
Aksine, MGK’dan çok sakin bir bildiri çıktı; Baykal hayal kırıklığına uğramıştı:
“Bu MGK çok uzun sürdü, fakat sonunda çıkan karar bizi tatmin etmedi...”
Baykal’a göre MGK “öneriler” oluşturmalı, bunları hükümete “tavsiye” etmeli idi; eski zamanlarda olduğu gibi!
Baykal’a göre, Alb. Dursun Çiçek’in tutuklanma talebiyle mahkemeye gönderilmesi de “Genelkurmay Başkanı’nı zor durumda bırakmak, rövanş almak” içindi!
CHP neyin partisi?
CHP, ordu üzerinden, gündeme göre bazen de yargı üzerinden hükümete karşı “çatışmacı politika” izliyor; Anayasa Mahkemesi’ne seslenişlerini hatırlayın!
Alb. Çiçek’in tahliye edilmesi bu çatışmacı stratejiye uymuyordu; ve Baykal bu konuda hiçbir yorum yapmadı!
Cumhurbaşkanı Gül, ordu ile hükümet arasındaki ‘yasa’ gerilimini çözmek için çok isabetli bir tavırla inisiyatif aldı, tansiyon bu şekilde düştü. Baykal bundan da hoşnut değil; “Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın hakemlik görevi yok” diye eleştiriyor!
Bu tabloda, Baykal’ın “12 Eylül yargılansın” sözü, hükümetle ordu arasına bir gerginlik daha sokmak için düşünülmüş bir taktik gibi mi gözüküyor; yoksa samimi bir demokrasi gayreti mi?!
Evet, ordu, yargı ve CHP bir “tarihsel blok”turlar ama adı üstünde “tarihsel”dir bu... Çağımızda ise yargının tarafsızlığı, ordunun da “askerlik” alanına çekilmesi, düzgün devlet yönetiminin bir şartıdır.
Böyle bir çağda, artık “tarihsel blok partisi” gibi değil, çağdaş bir sosyal demokrat parti gibi davranmak CHP’nin büyümesi için de tek yoldur; ama bakın büyüyemiyor, AKP rakipsiz kalıyor!
Siyaset sanatı ve AKP
AKP elbette statükonun değil, “değişim” isteyen “kenar”ın partisidir ve elbette bu yönde politikalar izleyecek, bu yüzden bazen gerilimler çıkacaktır. Gerilim demokrasinin tabiatında da vardır. Fakat demokraside gerilimler sınırlı tutulur. Her gün ateşli nutuklar atılmaz. Parlamento geleneklerine, komisyonlara, diyaloğa önem verilir...
Gerektiğinde, tarafsız cumhurbaşkanı devreye girer.
Özellikle iktidar partileri, yönetim sorumluluğu olmayan biz entelektüeller gibi davranamaz! Kırıp dökmeden, duvara çarpmadan reformları yürütmek zorundadır.
Bunlar siyasetin “sanat” tarafıdır; incelik, hoşgörü ve yaratıcılık gerektirir.
Muhafazakâr siyaset felsefesi de devrimci değil, evrimcidir; değişimleri büyük sarsıntılar yaratmadan dengeli bir şekilde yapmayı gerektirir. Büyük Cevdet Paşa’nın deyimiyle “usul-i tedric kaidesi”dir bu!
Rahmetli Özal “suhulet” derdi buna.
AKP, kendisini sertliğe teşvik eden “şahinler”in peşinden, Baykal’ın da istediği çatışmalara sürüklenmekten sakınmalı, siyasetin “sanat” tarafına çok dikkat etmelidir.
“Gül’ün hakemliği” umarım iyi bir örnek oluşturur, doğru siyasetin çatışmacılık değil, diyalog olduğunu görmek için.
yorum ekle